GÜNEŞİN CİLTTE EN SIK YOL AÇTIĞI 5 HASTALIK!
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, önlem alınmadığı taktirde güneşin zararlı ışınlarının, kısa ve uzun vadede pek çok cilt hastalığına yol açtığını belirtti.
Yazın aşırı sıcaklarıyla bunaldığımız bugünlerde, bir yandan da güneşin yakıcı ve zararlı ışınları ciddi tehlike oluşturuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, önlem alınmadığı taktirde güneşin zararlı ışınlarının, kısa ve uzun vadede pek çok cilt hastalığına yol açtığını belirterek “Yaz aylarında güneş ışınlarına maruziyetin artması nedeniyle güneş yanığı, güneş alerjisi ve melazma (güneş lekesi) gibi cilt hastalıklarını daha sık görüyoruz. Cilt kanseri ve damarlarda genişleme gibi bazı cilt hastalıkları da güneş ışınlarının birikici etkisi ile yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneşin ciltte en sık yol açtığı 5 hastalığı ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Cilt kanserleri
Son yıllarda giderek yaygınlaşan cilt kanserlerinin gelişiminde, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle cilt kanserlerine; güneşin daha yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlarda, açık havada çalışanlarda, açık tenli ve mavi gözlü olanlarda ve güneşin zararlı ışınlarına karşı önlem almayanlarda daha fazla rastlanıldığını belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneş ışınlarının uzun dönemde biriken etkileri sonucu karşımıza çıkan aktinik keratoz denen deri değişiklikleri de, kötü huylu olmamakla beraber ilerleyen dönemlerde cilt kanserine dönüşme riskleri olması nedeniyle önemlidir.” diyor.
Güneş yanığı
Özellikle açık tenli kişiler ve çocuklar için büyük risk oluşturan güneş yanığı, derinin güneş ışınlarına yoğun şekilde maruz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Güneş yanığının, hafif kızarıklık şeklinde olabildiği gibi, su dolu kabarcık, ağrı ve şişliğin eşlik ettiği daha şiddetli şekilde de karşımıza çıkabildiğini belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu şöyle konuşuyor: “Şiddetli güneş yanıklarında ve ateş, bulantı, kusma gibi semptomların eşlik ettiği durumlarda mutlaka Dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde su dolu kabarcıkların eşlik ettiği şiddetli güneş yanığı geçiren kişilerde melanom denen cilt kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır.” diyor.
Melazma (Güneş Lekesi)
Ciltte kahverengi lekeler şeklinde karşımıza çıkan, özellikle yanaklar, alın, dudak üstü ve burunda görülen melazmanın (güneş lekesi) görülme sıklığı giderek artıyor. Cilt rengi koyu olan kişilerde daha sık rastlanan bu cilt hastalığının nedenleri arasında ilk sırayı güneş ışınları alıyor. Yaz aylarında yeni gelişen melazma ve mevcut melazmanın koyulaşması nedeniyle hastaneye başvurular da artıyor. Bu nedenle melazmada güneşten korunma tedavinin temelini oluşturuyor.
Fotoyaşlanma
Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneşin etkisi ile oluşan cilt yaşlanmasına fotoyaşlanma denilmektedir. Fotoyaşlanma, uzun süreli güneşe maruziyetin birikici etkisi ile özellikle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerde karşımıza çıkmaktadır. Fotoyaşlanmanın belirtileri; kırışıklıklar, damarlarda belirginleşme, deri elastikiyetinin kaybına bağlı deride sarkma, kahverengi koyu lekeler, ciltte renk eşitsizliği, cildin kuruması ve kabalaşmasıdır. Fotoyaşlanmayı önlemek için yaz-kış güneşten korunma alışkanlığını edinmek oldukça önemlidir” diyor.
Güneş alerjisi
Güneş alerjisi özellikle bahar ve yaz aylarında duyarlılığı olan kişilerde güneş maruziyetine bağlı ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık, yanma, batma hissi gibi bulgularla karşımıza çıkıyor. Buna yatkınlığı olan kişilerin güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınmaları ve güneş kremlerini düzenli kullanmalarını öneren Dr. Gizem Yağcıoğlu, duyarlanmayı artıran bir bitki, parfüm, deodorant ya da kolonya gibi kimyasal maddelerden de uzak durulmasını, olası bir şikayette Dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini vurguluyor.
Adet Döngüsündeki Bozulmalar Başka Sağlık Sorunlarının Habercisi Olabilir
Stres, mevsim değişikliği, kullanılan ilaçlar, çevresel faktörler kimi zaman adetin gecikmesine ya da erken gerçekleşmesine neden olabiliyor. Ancak adetin düzensiz sayılabilmesi için adet süresinin uzaması ya da kısalması, kanama artışı veya azalması, iki adet arası lekelenme görülmesi gibi faktörlerin oluşması gerekiyor. Adet düzensizliğinin sadece genital organlarla ilgili olmadığını hatırlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Öğr. Üyesi Demet Dikmen, düzensizliğe neden olan diğer sorunları anlatıyor.
Sağlıklı kadınlarda normal âdet döngüsü, son kanamanın başlama tarihinden itibaren 28 gündür. Ancak bu süre 21 güne kadar inip 35 güne kadar da uzayabilir. Bu durumun düzensizlik olarak sayılamayacağını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dr. Öğr. Üyesi Demet Dikmen, adetin başından bir sonraki adetin başına kadar geçen sürenin uzaması veya kısalması, adette kaybedilen kanın azalması veya artması, iki adet arasındaki zamanda lekelenme veya belirgin kanama görülmesinin adet döngüsünde düzensizlik olarak tanımlandığını belirtiyor. Bu düzensizliğin genital organların anatomik, fonksiyonel veya endokrin problemleriyle ilgili olabileceğinin altını çizen Doç. Öğr. Üyesi Dikmen, bu sorunun kimi zaman vücudumuzun diğer organ veya sistemleriyle ilgili olabileceğine de dikkat çekiyor.
Prolaktin artışı adet kesilmesine yol açabilir
Adet döngüsündeki bozulmalar beyinden de kaynaklanabiliyor. Beyinde yer alan hipofiz bezindeki çoğunlukla iyi huylu tümörler adet döngüsünü etkileyebiliyor. Bu tömörlerin belirgin kitleler halinde olabileceği gibi mikroadenom veya prolaktin salgılayan laktotrof hücrelerin artması şeklinde de görülebileceğini anlatan Doç. Öğr. Üyesi Dikmen, şöyle devam ediyor: “Bu durumda göğüsten süt benzeri bir sıvı gelebilir veya kanda prolaktin seviyesi yükselebilir. Yüksek prolaktin; adetler arasındaki sürenin uzamasına, adet döngüsündeki ikinci dönem olan Luteal fazın kısalmasına, bu durum çok fazla ve uzun sürerse de adetlerin tamamen kesilmesine yol açabilir. Ayrıca yumurtlamanın bozulmasına yol açıp gebe kalamamaya sebep olabilir.”
Haşimoto tiroidi adet düzensizliklerine neden olabilir
Tiroit bezinin normalden az ya da normalden fazla çalışması da adet döngüsünde sorunlara yol açabiliyor. Bu sorunlar genellikle kanama miktarının artması, ara kanamalar veya kanamanın azalması şeklinde görülebiliyor. Bu nedenle öncelikle ultrasonla, gerekirse başka ileri görüntüleme metotlarıyla tiroit bezinin görüntülenmesi ve kan tahlilleriyle tiroit hormon seviyeleri değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Öğr. Üyesi Dikmen, bazı durumlarda tiroid bezinden biyopsi alınmasının da gerekli olabileceğini sözlerine ekliyor. Doç. Öğr. Üyesi Dikmen, otoimmün hastalık olan haşimoto tiroidinin de nispeten erken menopoza yani adet düzensizliklerine neden olabileceğini de hatırlatıyor.Hematolojik hastalıklar da kendini genellikle kanama artışıyla belli ediyor. Örneğin; Von Villebrand Hastalığı veya trombositlerdeki konjenital veya sonradan edinilmiş eksiklik ve/veya fonksiyon bozuklukları ilk adetten itibaren şiddetli kanamalara yol açabiliyor. Bu hastalığın sonraki yıllarda da şiddetli adet kanamalarıyla kendini gösterebileceğini anlatan Doç. Öğr. Üyesi Dikmen, “Diğer sistemik hastalıklardan karaciğer hastalıkları (siroz veya hepatit), çeşitli böbrek rahatsızlıkları, böbreküstü bezinin hastalığı olan Cushing Sendromu veya Konjenital Adrenal Hiperplazi de adet döngüsünde bozulmalara yol açabilir” diyor.

